
İstanbul'un sokak köpeklerinin de bir tarihi var. Osmanlı İmparatorluğu'nda dokunulmazlıkları olan sokak köpekleri kartpostalların değişmez figürleriydiler. 1865'te toplatılıp Hayırsız Ada'ya gönderilen köpekler, büyük bir İstanbul yangını çıkması üzerine geri getirildiler.
"Hayatımda hiç bu kadar mahzun bakışlı ve kalbi kırık sokak köpekleri görmedim."
(Mark Twain, İstanbul ziyareti 1867/ Ümit Sinan'ın kitabından.)
İstanbul 1987'de sayılı kışlarından birini yaşıyordu. Kar şehir içinde bile bir metreyi aşmıştı. Okullar, işyerleri kapanmıştı. İnsanlar evlerden çıkamıyorlardı. Kızıltoprak'ta üç katlı apartmanın küçük bahçesine sevimli bir sokak köpeği kış misafiri olmuştu. Apartmandakiler artan yemeklerini onunla paylaştılar. Bembeyaz bir kabus olan "kara kış" sokak köpeğinin üzerinden vukuatsız geçti.
Bahar geldiğinde kış misafiri, apartmanın kadrolu koruma köpeği olmuştu. Aldığı yemek bedeli bu anlaşmanın iki yanı olduğunu gösteriyordu. Bir gün küçük apartmanın küçük bahçesi gümleyen tüfek sesiyle birlikte kana bulandı. Belediye itlaf ekipleri, "şikayet üzerine, gerekeni yapmışlar" apartmanın kış misafirini öldürmüşlerdi!
İtlafa karşı kitap
Köpeğin apartmandaki en yakın arkadaşı 7 yaşındaki Nazlı Hilal, pencerenin önünde donup kalmıştı. O yaşında bir cinayete tanık oluyordu. Baba Ümit Sinan Topçuoğlu, vurulan köpeğin sahipsizliğiyle birlikte şimdiye kadar sokaklarda yaşayan binlerce sokak köpeğini düşündü:
-Bu hayvanların bir tarihi olmalı!
İşte o andan itibaren Ümit Sinan, İstanbul'un bütün kütüphanelerini, sahafları hallaç pamuğu gibi atıyor. Arkadaşlarına haber salıyor. Osmanlıca bilen yardımcı buluyor. Toplanan belgeler ve ortaya çıkan bilgiler sonunda "Sokak Köpekleri Tarihi" adlı kitabını yazmaya karar veriyor.
Böyle bir işe girişen "sıkı bir köpekçi" olmalı. Ümit Sinan'ın Kadıköy'deki bürosuna bu düşüncelerle giriyorum. Yerde kocaman bir beyaz bir pösteki hareket ediyor. Bu Ümit Sinan'ın yeşil gözlü Ankara Prenses'i.
Şaşkınlığımı fark eden Topçuoğlu "insanlar, kediciler ve köpekçiler olarak ikiye ayrılır" dedikten sonra kimliğini açıklıyor:
- Ben kediciyim!
Ama sokak köpeklerinin tarihini yazıyormuşsunuz?
- Evet yazdım, bitirdim. Ama evde kedi beslenir. Köpeğin yeri sokaktır. Kırsal kesimde ise evin bahçesidir. Evde köpek beslemek hayvanları deforme ediyor.
Nasıl?
- Bakın sokak köpeklerine hiç kaldırıma pisleyenini göremezsiniz. Mutlaka bir ağaç, çalı dibi bulurlar. Sonra da örterler. Evde beslenen havyanlar ise uzun süre kapalı kaldıklarından sokağa çıkar çıkmaz, nereyi bulurlarsa oraya yapıyorlar çişlerini.
Farklı bir hayvanseversiniz.
- Ben kameralar önünde şov yapanların havan sevgisine inanmıyorum. Hayvanlara karşı nefret uyandırıyorlar.

İstanbul köpekleri
Ümit Sinan sokak köpekleriyle birlikte yaşamanın sırlarını İstanbullu olmanın derinliklerinde buluyor. Zaten kitabı da bu yolda atılmış koca bir adım oluşturuyor. Topçuoğlu'nun bulgularına göre köpeklerin İstanbul'a Türklerle geldiği kabul ediliyor. Bizans'ta kedi hakimiyeti varmış. Eski çağlarda İstanbullular'ın kafasında şöyle bir inanış yer ediyor:
"Köpekler bu şehirden giderse, Türkler de gider!"
19. Yüzyıl sonuna kadar köpekler İstanbul'un yaşayan simgeleri olarak kabul ediliyor. Eski İstanbul kartpostallarındaki köpekli fotoğrafların fazlalığı bunun kanıtı olarak gösteriliyor.
Köpek katliamları Batılılaşma hareketleriyle birlikte başlıyor.
Köpek toplama harekatı
İstanbul'da köpeklerin başı ilk kez bir İngiliz turist yüzünden belaya giriyor. Galata'da gece yarısı bastonuyla köpeklerden korunmak isteyen yabancı, köpeklerin hücumuna uğruyor. Kaçarken yüksek bir duvardan düşüp ölüyor. Majestelerinin hükümeti Osmanlı'ya ültimatom veriyor. Sultan 2. Mahmut da kararını açıklıyor.
- Sokak köpekleri tez elden toplana, teknelere konula ve Hayırsız Ada'ya bırakıla...
Operasyon başlıyor. Halk, köpekleri bırakın diye haykırıyor. Yeniçeri Ocağı'nı dağıtan 2. Mahmut kararını geri alıyor.
İkinci büyük köpek toplama harekatı Sultan Abdülaziz devrinde yaşanıyor. Köpekler toplanıyor, teknelere konulup Hayırsız Ada'ya bırakılıyor. Bu operasyonla eş zamanlı olarak 1865 eylülünde büyük İstanbul yangınlarından biri başlamasın mı? Beyazıt'tan Gedikpaşa'ya kadar evler konaklar kömür oluyor. Halk anında bu felaketin gerekçesini buluyor:
-Köpekleri topladınız, Allah da cezanızı verdi! Köpekler olsaydı önceden haber verirlerdi.
Tekneler yeniden Hayırsız Ada'ya gidiyor, köpekleri yükleyip İstanbul'a geri getiriyor.
Köpek dostu Abdülhamit
Padişah 2. Abdülhamit döneminde İstanbul köpekleri en rahat dönemlerini yaşıyorlar. Köpeklerle uğraşmıyor, kuduzla uğraşıyor. Fransa'ya Pastör Enstitüsü'ne heyet göndererek, 10 bin altın bağışlıyor. Dünyadaki üçüncü Kuduz Enstitüsü'nü İstanbul'da kurulmasını sağlıyor.
Bu dönemde Mavroyani Paşa'nın araştırması "Sokak Köpekleri" ismiyle kitap haline geliyor. Paşa o tarihlerde kuduz vakası görülmemesini şöyle açıklıyor:
"Serbest çiftleşme, sokak köpeklerinde doğal aşı yerine geçiyor!"
Hürriyet geliyor, zürriyet gidiyor
1908'de Abdülhamit'i devriliyor. Memlekete "hürriyet" geliyor. Abdülhamit'in bütün değerleriyle birlikte sokak köpekleri de yeni rejimin hışmına uğruyor. Talat Paşa'nın Dahiliye Nazırı olarak görev yaptığı 1910'da İstanbul'un tarihindeki en büyük köpek itlaf kampanyası başlatılıyor. Köpek toplama ekipleri özel dev kerpetenlerle hayvanları neresinden yakalarlarsa orasından tutuyorlar. Yine özel köpek toplama arabaları aracılığıyla Tophane'ye getiriliyorlar. Oradan da Hayırsız Ada'ya sürgün ediliyorlar. Bu sefer kesin gidiş yapılıyor. Bir daha geri dönmüyorlar.
İstanbul'a gelen Sem isimli bir Fransız çizer, Hayırsız Ada'ya gidip köpekleri görüyor. Köpekler Adası başlıklı yazısı Fransa'da Le Journal adlı dergide yayınlanıyor.
Servet-i Fünun adlı dergide "Karabatak" takma adlı bir yazarın kaleminden ve onun fotoğraflarından bu dram Türk basınına da yansıtılıyor.
Fakat o yıllarda halktaki köpek sevgisi yüzünden sürgün köpeklere her gün sandalla yiyecek gönderiliyor. Başlarına da iki personel atanıyor.
Ümit Sinan Topçuoğlu, "en büyük köpek katliamcısı" olarak İstanbul'un en ünlü Belediye Başkanlarından Cemil Topuzlu'yu gösteriyor:
-Kendi anılarında anlatıyor, 30 bin köpek öldürdüğünü iftiharla söylüyor.
Topçuoğlu, Bedrettin Dalan'a da özel bir değer biçiyor:
-1987'de Milliyet gazetesine " 25 adet komple köpek itlaf aracı satın alınacaktır" diye ilan verdi. Komple köpek itlafının ne olduğunu bize o gösterecekti. Ama ihale sonuçlanmadı. Biz de bu harika katliam makinesini göremedik!"
AKŞAM
14 NİSAN 2003






Twitter
Myspace
Digg
Del.icio.us
Reddit
Yahoo
Newsvine
Googlize this
Facebook