Yüreği kale kadınlar...
DAĞDAKİ ormanda bir kulübe...
Etrafını kırık dökük tellerletenekelerle çevirmişler, telin içinde irili ufaklı, bebek-anne, her cinsten köpek...
Kulübeden çıkan genç bir kadın bitkin, kovanın dibindeki son artık yiyecekleri de köpeklere veriyor...
Ve ağlıyor...
“Bu son yemeğimizdi” diyor, gözlerini silerken...
Kendisi ise üç gündür aç...
Çünkü açlık grevinde..
O solmuş kadın üç dil biliyor...
Turizm eğitimi almış, İngiltere’de ve Almanya’da oturma hakkı var. Ailesi tanınmış ve saygın...
Muğla’nın Ortaca-Köyceğiz bölgesinde, yazlıkçıların giderken terk ettikleri anne-yavru köpekleri toplayıp ormana attıklarında, o kadın yurtdışına gitmek üzereyken bavullarını atıp peşlerinden gitti.
Köpekleri topladı, gece o kulübeye sığındılar...
Evlerde büyümüş, eskiden birer sahibi olan, çocuk arkadaşlarını özleyip arayan köpekler ağladı, Türkan ağladı o gece...
Ortaca Belediyesi’nin merhametli başkanı onlara yardım sözü verdi, önceki gün...
Türkan Dağdelen ve köpekleri, o ormanın içindeki kulübede bekliyorlar, sadece yaşama hakkını...
Ben ise; bir kadın gördüğümde; neden kedi yavrusu gibi sokulmak sığınmak istediğimi şimdi daha iyianlıyorum...
Onların yüreğindeki sevgi, aslında insanlık sınırını korumaya çalışan birer kale gibi...
Ve gücünü yitirenler, korunmaya muhtaç olanlar, acı çekenler, vicdansızlığa-merhametsizliğe yenilenler, o kalelere sığınıyorlar...
Kedi-köpek yavruları dahi...
Muğla ormanlarındaki küçük kulübede, insanlık sınırının dev sevgi kalelerinden biri yükseliyor aslında...
Ve insanlığın bittiği sınırda direniyor, bir kadın tek başına...
Bekir Coşkun
11 Nisan 2010
HABERTURK









Twitter
Myspace
Digg
Del.icio.us
Reddit
Yahoo
Newsvine
Googlize this
Facebook
SEVGİLİ Bekir Coşkun dünkü yazısında “yüreği kale kadınlar”dan söz ediyordu. Yazlıkçıların giderken terk ettikleri köpeklerin yaşama hakkı için Ortaca’da, ormanda bir kulübede mücadele veren bir kadının, Türkân Dağdelen‘in yüreğini bütün kadınlara pay ederek...
Evet, Türkân Hanım gibi yürekli kadınlar var Türkiye’de. Hatta geçen hafta bu köşede ben de birinden söz ettim.
Ama...
Ama iyi yürekli birkaç kadın sayesinde bütün kadınların “sevgi kalesi” olarak anılmasına razı değilim.
Bunu hak etmeyen çok kadın var çünkü.
Yine geçen hafta sözünü ettiğim, bakımını üstlendiği üç köpek yavrusunu kim bilir nereye atarak ölümlerine sebep olan da bir kadındı.
Türkân Hanım‘ın sahiplendiği o köpekleri bırakıp gidenler de kadınlardır. Çocuklar son dakikaya kadar yalvarmışlardır, eminim. Babalar razı olmuştur ama anneler direnmiştir... “Bakmayacaksınız, benim başıma kalacak!”
Çevrenizdekilere sorun... Hemen herkesin çocukluğunda, “bir kedi yahut köpek yavrusu edinme isteği ve buna şiddetle karşı çıkan anne” hikâyesi vardır.
İzin vermez anneler... “Ben onun tüyüyle falan uğraşamam!”
Tamam erkeklerden çok kadınlardır sokak aralarında, parklarda kedi, köpek besleyenler... Ama bir yandan karlı günlerde saçağın altına yaydığım halı parçasını fırlatıp atan komşularım da kadındır.
Sevgili Bekir Coşkun da bilir bunları.
“Bir kadın gördüğümde kedi yavrusu gibi sokulmak isterim” demesi, kimi kadınları yumuşatmak içindir bana göre. Halk arasında buna “Hırsıza anahtar teslim etmek” denir ki, karşıdakini adam etmek için fena bir yöntem değildir.
Bilirsiniz, bir iddiaya göre Atatürk‘ün “Türk milleti zekidir, çalışkandır” demesinin sebebi de gayrete getirme isteğiydi.
PAKİZE SUDA
HABERTURK
12/04/2010